Çarşamba

Uçan Bach

Güzel bir şeydi bence.
Değişikti.
Öyleydi.
Bir on dakikası sıkıcıydı ama çok da sıkmadı.
Yanımızda oturan bir kadın uyudu.
Gitti yetmiş lirası, ona yanıyorum.
Ama abicim arkadan klasik müzik geliyor. Ayakkabı gıcırtısı dışında uyumana engel olacak tek ses yok.
Ha, bir de kızı sevmedim.
Diş yapısından mıdır bilmem, sürekli sırıtır gibi bir hali vardı.
Sarışın çocuk. Karın kasları. Saç savurma hareketi.

Evet, evet. Çok güzeldi.

Resim

Pazar

Twitter

Twitter'da aktif olamamanın verdiği acıyı başka hiçbir internet sitesi vermedi. Bir de şifresini unuttuğum Tumblr çok canımı sıkmıştı. Olsun. Hala en çok twitter acıtıyor.

Gariplik

Deli gibi kıskanan ve sinir problemleri yaşayan erkeklere karşı duyduğum çekim kuvveti garip bir insan olduğumun kanıtı.
Ya da sadece yarın ingilizce sınavım varken bunlarla uğraşmam yeterli garip biri olduğumu anlatmak için.

Balık

Tuhaf tuhaf bakmayın.
Evde beslerken öldürdüğüm yedi balıktan sonra (ki biri kasıtlıydı. Allahım affet.) denize girmekten korkmam normal.
Bacağıma sürtünse panik atak geçirip kendimi millete maskara ediyorum.
En çok da "balıktan korkma kızım, insandan kork" diyen bilmiş, yaşlı kadınlara kepaze olmak canımı acıtıyor.

Hurdacı

Hayatın anlamını hiç aramadığım bir yerde buldum.
Demek ki bu yüzden bu kadar abartılıyor bu hayatmış, anlamıymış.
Bak birden geldi.
Nasıl geldi anlamadım bile.
Nerde mi buldum?
HurdaCİYAAAAAAĞĞĞĞ! diye bağırırken detone olan adamda.

İngilizce

Google'a gogli, Sponge'a sıpongı diyen insanlar da var.
Bir köşede dursun diye.
Hayır, madem Sıponç Boab diyeceksin, hani illa ki diyeceksin, doğrusunu öğrensene be'ya.

Çay

Nasıl çay demlenmesi gerektiğini anlatan bir reklam da var artık.